Alhaz, Yeşil-Mavi-Erguvan Hattı'nda

Aşk-ı Memnu

Kategori: Belirtilmemiş






Aşk-ı Memnu  /  Bütün Eserleri 


Kitabın Adı: Aşk-ı Memnu

Yazarı: Halid Ziya Uşaklıgil

Yayınevi: Özgür

Basım yılı ve sayısı: Ekim 2006, 7. basım

Sayfa adedi: 514

 

Kitaptan alıntılar:


 

Tekrar penceresine geldi, bir sarmaşık pancurun arasından girerek ona gülüyor gibiydi, bundan ince bir filiz kopardı, düşüncelerinin humması arasında ucunu inci gibi küçük ve beyaz dişlerine götürdü; onu ısırarak...

 

Küçüğüm, bakayım, gözlerinize!..

 

Sen benimle niçin dargın duramıyorsun, bilir misin? Çünkü dargın duracak olsan kavgaya imkân bulamayacaksın. Yeniden kavga etmek için mutlak barışmak lazım geliyor...

 

Sonra genç kadının muhitinde (çevresinde) öyle esirî (uçacak gibi) bir bahar nefhası (esintisi), şuh bir menekşe havası vardı ki Nihal’in rakik hüviyeti tebahhura müheyya bir jale katresi (buharlaşmaya hazır bir çiy damlası) gibi erir, onda imtisas ederdi (emilirdi). O zaman bu genç kadınla bu henüz bir genç kız olacak çocuk ruhlarını birden bir kanat darbesiyle bir meserret (sevinç) ufkuna atan müzeyyen (süslenmiş) tasavvurlarının arasında öpüşürlerdi.

 

Behlül:

-Yürüsün de görelim, diyordu: değil mi yenge? Asıl çarşafın içinde yürüyebilmeli, bu öyle nazik bir sanattır ki bir kadının bütün müstesna zarafetini gösteriverir.

 

Önünde, dudaklarının kenarında duran bu yarı açık enseden sıcak bir şehvet rayihası (kokusu) onun yüzünü yakıyor, gözlerine bir perde çekiyor, bu yaz gününün ağır havası içinde onu bunaltıyordu. Peyker’in başında ince bir tül vardı ki yalnız saçlarını sararak arkasından bütün ensesinin beyazlıklarını açık bırakıyordu. Behlül şimdi o kadar yakın idi ki bu beyaz cildin hararetini (sıcaklığını) içiyor, bundan mest olarak çıldırıyordu. Peker’in saçlarından bir tel genç adamın terli alnına dokunuyor, bir saniye yapışıyor, Behlül’ü titretiyordu. Bu tel saç, kadınla onun arasına sanki bir busenin visalinden (ulaşmasından) bir nebze (parça) koyuyor gibiydi. Behlül oradan ayrılmıyor, bu bir tel  saçı arıyor, ona sürünmek ve bununla Peyker’den bir şeye tasarruf (sahip olma) heyecanını duymak istiyordu. Artık kendisinde zapt olunamayacak bir heves vardı. İki elleriyle Peyker’in omuzlarından tutmak ve şimdi dudaklarını yakan bir buse ihtiyacını işte şurada, şu ensenin bellisiz küçük küçük kumral tüylerle, gölgelenmiş bir dalgacığa benzeyen noktasında tatmin etmek istiyordu.

 

Bihter bu serin gecenin karşısında işte böyle bir ateş hissediyor ve üşümek, üşümek istiyordu. Mesela, şimdi, denizde, suyun içinde olsaydı...Rüzgâr hep hamle hamle püskürüyor, yakasından, omuzlarından girerek, sinesinden kayarak onu soğuk dudaklarla öpüyordu. Böyle, rüzgârın bu buseleriyle ihata edildikçe (sarıldıkça), daha ziyade açılmak, daha ziyade öpülmek istiyordu. Arkasında ince bir pikeden kolalı erkek gömleği vardı; boyun bağını çekip attı, yakasının, göğsünün düğmelerini çözdü, belinden kemerini çekip fırlattı, asabi bir el ile korsesiz, yalnız iç gömleğinin (kombinezonunun) nim-küşeda (yarı açık) bıraktığı sinesiyle rüzgârın şimdi serbest serbest sürünen dudaklarına, güya gecelerin esrar getiren ufuklarından, ta semaların o uzak karanlık sinesinden peyda olmuş buseler getiren o dudaklara karşı öyle durdu. Evet, denizde, suyun içinde, böyle koyu mavi bir semanın, ötede beride parlayan o sarı gözlerin altında, karanlıkta, bütün vücudunu serin bir safa aguşuna (kucağına) çeken dalgalar arasında olsaydı...O küçük küçük şamarlarla gerdanına, sinesine dokunan, suların ipek temaslarıyla kollarını, bacaklarını okşayan dalgaların vehminde hissediyor, gecenin bu serin havasında yüzüyordu. Daha ziyade soyunmak, bu havaya, onun buselerine (öpücüklerine) nefsini teslim etmek, vücudunu, bütün çıplaklığıyla vermek istiyordu. Etekliğinin kopçalarını çözdü, sıyrıldı çıktı; iskarpinlerini, çoraplarını, hepsini çekiyor, hırpalayarak, buruşturarak atıyordu; artık üstünde yalnız omuzlarından birer kurdele ile bağlanmış ince ipekten iç gömleği, şimdi rüzgârlarla titreyerek, o da uçup gitmek ve bu taze kadın vücudunu gecelerin haris (hırslı) dudaklarına büsbütün çıplak bıraakmak isteyerek çırpınıyordu.

 

Bilinemez nasıl bir hisle, karşısında bu ince gömleğin içinde titriyor görünen vücudu üryan (çıplak), tamamıyla üryan görmek istedi; omuzlarından kurdeleleri çözdü, gömlek kayarak, göğsünün üstünde, belinde ufak bir tereddütten sonra ayaklarının dibine düştü. Uzun siyah saçlarını ellerinin asabi darbeleriyle tuttu, kıvırdı, bunların tam çıplaklığına nakısa (eksiklik) vermek istemeyerek kaldırdı, ta başının üstüne, perişan bir küme şeklinde tutturdu. Böyle, büsbütün çıplak, kendisine baktı.

Uzun bir temaşa (syrediş) ile bu levhaya (tabloya) bakıyordu. Hemen kendisini bu haliyle hiç görmemiş idi, bu yeni bir şey, başka bir vücut gibiydi. Demek Bihter işte bu idi.

 

Erkekler bir kadını sevebilmek için ona hürmet edebilmelidirler. 

 

...bu kadını kendi kendisine öyle leziz bir sevda kevserine (cennet suyuna) benzetiyordu ki doyduktan sonra yine, hep içilmekte devam olunsun.

 

Bihter onun olurken kendisini başkasına veriyor gibiydi. En har (sıcak), en haris (istekli) buselerin altında dudaklarını müncemit (donuk) bir nefesle donmuş bulur ve o saniyede aşkının en müteheyyic (heyecana gelen) ateşlerinin üzerinden bir kar rüzgârı geçerdi. Bihter’in gevşek kollarla ona sarılışları vardı ki itiyor, reddediyor zannettirirdi, dudakları öyle buselerle uzanırdı ki ateşsiz, ruhsuz temaslarıyla rüyalarda alınan ölü, kuru buselere benzerdi; bütün aşklarında Bihter kendisini onun olmaksızın veriyordu.

 

Bu buselerde öyle bir yalan soğuklukları vardı ki Bihter’i omuzundan silkmek, bileklerinden tutmak, sarsmak, vahşi bir kıskançlıkla büsbütün kendisinin olamayan bu kadını hırpalamak arzuları duyardı. Onu kıskanoyordu, fakat kimseden değil, kendisinden, kendisinin ihtiyarlığından; onun güzelliğinden ve gençliğinden, nihayet ona tamamıyla tasarruf edememekten müthiş bir kıskançlık hissediyordu.

 

Bu izdivaç ona genç kızlık emellerini vermiş, fakat kadınlığını aç bırakmış idi.

 

...uzun uzun bu ağlayan muma baktı.

 

-İster misiniz? Burada oturalım, dedi; fakat yalnız bir dakika, biraz korkuyu unutacak kadar...Şimdi geri dönecek olursak, ne zannediyorum, biliyor musunuz? Bütün bu orman, bu arkamızdan uzun elleriyle kollarını uzatan çamlar, hareket edecek, koşacaklar, bizi tutacaklar, sonra...

 

"Bihter hepsini unutmak isteyerek, kandili hala bütün bütüne yakmadığı için birtakım karartılar yansıtan aynanın karşısına geçiyor, çıplak gövdesine bakıyor, nergisçe bir tutumla hazdan sarsılıyordu. Başkaları ne düşünürdü bilmem, ama bu, kendi kendine tatmine giden yol, Bihter'i büsbütün yalnızlıkla sarıp sarmalardı. Hazlarda söze dökülemeyecek uçurumlar hissederdim. Romancı, Bihter için, 'Evet bu vücudu seviyor...' diye yazıyordu. Genç kadın ayna karşısındaydı, vücuduna sevgiler, vurgunluklar duyuyordu. Gülümsüyor, aynadaki aksinden sevda umuyordu.
Çünkü Bihter, hayatında bundan böyle aşkların karşılıksız kalacağını, daha da yalnızlıklarla dolup taşacağını, kendisinden o kadar yaşlı Adnan Bey'in ne aşka, ne ihtirasa yanıt verebileceğini sezinlemişti. İşlemeli, dantelalı yatak örtüleri, bu gece ve her gece, Bihter'e bomboş süsler, düzmece incelikler sunacak, ama Bihter süslü döşeğinde hep ihtirasların, genç tenlerin hayalini kuracaktı..."

Selim İleri, Kırık Deniz Kabukları

Karakterler

  • Adnan Bey: Varlıklı, 50'li yaşlarında bir İstanbul beyefendisi.
  • Behlül: Adnan Bey'in yeğeni; babası uzak bir vilayete üst düzey memur olarak tayin olduğundan İstanbul'da amcasının himayesinde yaşamakta, Galatasaray'da yatılı olarak okumaktadır. Kızlara zaafı vardır.
  • Nihal: Adnan Bey'in kızı.
  • Bülent: Adnan Bey'in oğlu. Babasının Bihter'le evlenmesinden sonra Bihter'i anne olarak benimser. Kısa süre sonra yatılı okula gönderilir.
  • Matmazel de Courton: Fakir düşmüş bir Fransız soylu ailenin kızı. Nihal ve Bülent'in mürebbiyesi.
  • Firdevs Hanım: "Melih Bey Takımı" olarak adlandırılan, kadınlarının hafifmeşrep ve gösterişli tavırlarıyla tanındığı bir aileye mensuptur. Romanın başlangıcında kırk beş yaşındadır.
  • Bihter: Firdevs Hanım'ın küçük kızı. Yirmi iki yaşındayken Adnan Bey'le evlenir. Ama Behlül'e aşık olur.
  • Peyker: Firdevs Hanım'ın büyük kızı. Bihter'den üç yaş büyüktür. Mesafeli bir tabiatı vardır.
  • Nihat Bey: Peyker'in eşi. İstanbul'un üst tabaka yaşamına dahil olmak için Peyker'le evlenmiştir. Evliliklerinden Feridun adlı bir oğulları olmuştur, iki yıl sonra da ikinci çocukları dünyaya gelmiştir.
  • Şakire Hanım: Adnan Bey'in yalısının ahçısı. Uşak Süleyman Efendi ile evlenmiştir. Bu evlilikten Cemile adlı bir kızları olmuştur.
  • Şayeste: Adnan Bey'in yalısında başkalfa.
  • Nesrin: Adnan Bey'in yalısında hizmetçi.
  • Beşir: Adnan Bey yalısında Habeş asıllı hadım hizmetli, arabacı.
  • Katina: Firdevs Hanım'ın hizmetçisi.


    Halit Ziya Uşaklıgil, (d. 1867-ö. 22 Mart 1945) Istanbul'da halı ticareti ile tanınmış Uşak kökenli "Uşşakizadeler" ailesinden olan Hacı Halil Efendi’nin oğludur. Servet-i Fünun ve Cumhuriyet Dönemi yazarlarındandır. 

    Vikipedi

     

    Önemli Eserleri : Aşk-ı Memnu, Mai ve Siyah, Ferdi ve Şürekâsı, Nemide, Kırık Hayatlar, Bir Yazın Tarihi, Kar Yağarken, Hepsinden Acı, Kırk Yıl, Saray ve Ötesi, Fare, Sanata Dair.

    Atatürk'ün eşi Latife Uşşaki'nin amcasıdır.

     


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

08:41 - 7/8/2009 - Yorum {0}


Etiketler : Aşk-ı Memnu

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

0 yorum yazilmistir
Son Sayfa Sonraki Sayfa
Hakkımda
daldan dala...
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Rss
Kategoriler

Son Yazılar
- Taşındık
- Antalya...Parasailing
- Fethi Sertçelik Vuslat’a erdi…
- 1969-2009….Kırk yıl…Daha fazla söze ne gerek var
- Gelişleriyle yaşamlarımıza renk katanlar...
- Kökler 3
- Kökler 2
- gün olur asra bedel
- Ecoş/Esmoş
- Aşk-ı Memnu

Etiket Bulutu
taşındım Antalya...Parasailing Fethi Sertçelik Vuslat’a erdi… 1969-2009….Kırk yıl…Daha fazla söze ne gerek var Gelişleriyle yaşamlarımıza renk katanlar... Ecoş/Esmoş Kökler 2 Kökler 3 gün olur asra bedel Aşk-ı Memnu
Arkadaşlarım
defterim
kiremit
ecocali
Blogcu Yardım
aynurundunyasi
shoppar